<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534</id><updated>2011-04-21T15:10:04.117-07:00</updated><title type='text'>KİŞSEL GELİŞİM YAZILARI</title><subtitle type='html'>"Kendimi iyi hissetmek, mutlu ve başarılı olarak yaşamak, çalışmak istiyorum" diyorsanız bu yazılardan fikir alabilir, değişim için atacağınız adımlara karar verebilirsiniz.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>10</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-4521019084447545529</id><published>2008-07-06T22:47:00.000-07:00</published><updated>2008-07-06T22:48:04.790-07:00</updated><title type='text'>KARPUZLAR</title><content type='html'>Gün akşama  doğru yaklaşırken  gezgin  atının üstünde  hiç  tanımadığı köye doğru yaklaşırken  yorgunluğunu  tüm vucudunda  hissediyordu.Köyde konaklayıp   , dinlenip  ertesi gün yoluna devam etmeyi planlamıştı. Köye  yaklaştıkça burada  bir gariplik olduğunu sezdi. Çünkü  tarlalarda ekinler kurumaya  yüz tutmuş ağaçların üstündeki meyveler olgunlaşmış  hatta   olgunluktan  yere düşmüşlerdi. Belliki köylüler  bahçe ve tarlalarında  çalışmıyorlar verimli topraklarından yararlanmıyorlardı. Köyün içine girince  köylüleri bir köşede  toplanmış kara kara düşünürken  buldu. Gezgin onlara  yaklaştığında  bir çoğunun korku ve kaygı içinde  olduğunu gördü. Köylüler  ona bir kurtarıcı  gelmişçesine yaklaştılar ve  kendilerinini  kurtarmasını  dilediler:”Tarlamızda büyük bir  canavar  var  ,  onun korkusundan  bahçelerimize bağlarımıza yaklaşamıyoruz  ,  ne olur  bizi bu canavardan kurtar! “  Gezgin, köylülerden kendisine bu canavarı  göstermelerini  istedi  ve  birkaç kişinin  korka korka  işaret etmesinin ardından bir  çitin  arkasındaki   canavara  doğru yalnız başına  yürüdü. Çitin arkasındaki   tarlada   büyük bir karpuz vardı,  karpuz normal  ölçülerden  oldukça büyüktü.  Gezgin  köylülere  döner  ve gülerek konuşmaya başlar: “Ne  saçma bir şey  yapıyorsunuz  siz, o  bir karpuz  , ondan korkulur mu  hiç? O yenilecek bir...”   Köylüler  gezginin sözünü bitirmesine dahi  izin vermeden onun üstün yürürler  ve   gezgini yaka  paça  köyden uzaklaştırılar. “ Nasıl olur da bir canavarı böyle  küçümser bu yabancı?  “  diye söylenirler  ve kara  kara  düşünmeye devam ederler.&lt;br /&gt;Birkaç gün  sonra başka bir gezgin  köye  doğru yaklaşır ve tarlalardaki acıklı durumu görünce  bu köyde olağanın dışında bir şeyler olduğunu anlar. Toplu halde  oturan  ve kaygıyla ne yapacaklarını  düşünen  köylülere yaklaşır ve  onlara   dertlerinin ne olduğunu sorar. Köylüler bu yabancının  kendilerine  bir kurtarıcı olarak  geldiğini düşünür ve ona  yalvarırlar:  “Lütfen bizi  kurtar, tarlamızda  dev bir canavar var  ,  biz onun korkusundan  hiçbir şey yapamıyoruz, açlıktan kırılmak üzereyiz. O canavarı yok etmek için  bize yardım et!”.  Gezgin  köylülerden kendisine bu canavarın yerini göstermelerini ister ve  yine birkaç kişi korka korka   canavarın yerini tarif ederler. Gezgin,  çitler  arkasındaki   dev karpuzu görür  ve   köylülere  döner. “  Evet   canavarı gördüm,  pek  tehlikeli bir  canavar, korkmakta haklısınız,   onun işini ben  bitirebilirim  ama  sizin  yardımınıza ihtiyacım var.” Köylüler  şaşkın ve hayran bir   şekilde gezginin ağzına içine bakarlar;  o nederse yapmaya  hazırdırlar , çünkü  kurtarıcı gelmiştir.&lt;br /&gt;“ Önce   şu kılıcımı  alın , biriniz  onu bir  güzel bileylesin”  der. İstek derhal yerine  getirilir.   Sonra  iki   güçlü  kişiyi yanına  alır  ve onlardan arkasında  canavarın bulunduğu  çitin  üst tarafını   kaldırmalarını  ama canavara  yaklaşmamalarını ister. Gezgin  kılıcı elinde  alçaltılan çitin  üstünden kolaylıkla atlar ve  karpuza doğru ilerler. Karpuzun etrafında bir tur  attıktan sonra  kılıcını  çıkartır ve ani bir darbeyle   dev   karpuzun gövdesine batırır. Köylüler sahneyi dikkatle izlemektedirler. Gezgin daha sonra birkaç kılıç darbesiyle karpuzu   parçalar ve  dev  canavardan eser kalmaz  ortada.   Gezgini büyük bir hayranlıkla izleyen  köylüler   kendisini   omuzlara  alıp  köyün içine dönerler. Ona   her türlü ikramda bulunurlar ve kendisini  büyük bir konukseverlikle ağırlarlar. Gezgin bu  köyde  bir  süre daha kalır ve köylülerin güvenini kazanır , onlara  tarla ve bahçe işlerinde  yardım eder. Verimli topraklardan yararlanan köylülerin hayatı olumlu yönde  değişiklikler  gösterir. Günler  geçer  gezginin  ayrılma  zamanı  gelir.   Onu çok seven köylüler  onu hediyelerle  yolcu etmeye   gelirler.Köyün sınırına   kadar  gelen son kişi  ayrılırken  ona  tekrar teşekkür eder:  “Sağ olasın bizi büyük bir şeyden kurtardın biz  karpuzu  canavar  zannedermişiz meğer,  senin  sayende  gözlerimiz   açıldı “&lt;br /&gt;Gezgin,  adamın kulağına   eğilir ve şöyle der: “ Siz  yine de dikkat edin ,her şeye   rağmen  karpuzlar bir canavar  olabilir”&lt;br /&gt;  Hayatımızda    hangi karpuzları canavarlaştırıyoruz   hiç   düşündünüz mü?&lt;br /&gt;Olaylar veya kişileri , dış dünyamızda gelişenleri  bir canavar olarak görmek  veya onların  gerçekten ne olduğunu  anlamak  tümüyle bizim elimizde.Canavar olarak adlandırdıktan sonra ne yazık ki  bu tanımlama  bize hakim oluyor ve hayatımızın akışına hükmediyor. Mutsuzluğumuzun kaynağını  bu canavara bağlıyoruz.  Her  olumsuzluğun nedeni bu canavardır  deyip kurtulduğumuzu  zannediyoruz. Aslında  bir şeyden kurtulmadığımızın farkında olmadan kendimizi  canavarın esiri olarak hapsediyoruz ve onun büyüklüğünü  onaylıyor onun gücü karşısında güçsüzlüğümüzü  kabulleniyoruz. Belki daha da kötüsü köylüler  gibi hiçbir şey yapmamanın  mazereti olarak  canavarı gösteriyoruz.&lt;br /&gt;Gezginin son sözünü yabana  atmayın, karpuzlar birer  canavar olabilir. Şimdi  tarlanıza gidin ve  karpuzlarınızı (canavarlarınızı) tek tek elden  geçirin. Canavarları( karpuzları)  bir kenara  ayırın.  Kılıcınızı kendiniz bileyin ,çitin üstünden atlayın. Hayatınızın tadını çıkarmak  sizin elinizde karpuzun  değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-4521019084447545529?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/4521019084447545529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=4521019084447545529' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/4521019084447545529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/4521019084447545529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/07/karpuzlar.html' title='KARPUZLAR'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-8263356446518513167</id><published>2008-06-15T08:28:00.001-07:00</published><updated>2008-06-15T08:28:33.780-07:00</updated><title type='text'>YAĞMURU DURDURABİLİR MİSİN?</title><content type='html'>YAĞMURU  DURDURABİLİR MİSİN?&lt;br /&gt;Daha   oyuna başlayalı çok olmamıştı. Ter  damlaları  derimizde yeni  yeni hareketlenmeye  başlamıştı, ama  gök yüzünden  tek  tek  üstümüze   doğru gelmeye  başlayan  yağmur damlaları  bütün  planlarımızı alt üst  etmiş ve  oyun  oynama  olanağını elimizden  almıştı. Belki  gelip  geçer  diye  biraz daha  yağmur altında   topun  peşinde   koşturduysak ta,   yağmur   durmadı ve  bizi  saçak  altlarına  doğru  yönlenmeye ve  sıkıcı  bir   bekleyişe  mahkum etti. Aramızdan biri  bir  ara   yok  oldu ve  biraz  sonra  tekrar  katıldı   bekleyişimize ,  yüzünde  umutlu  bir  gülümseme  ile.  Kısa bir beklemenin ardından   yağmur dindi    ve  biz  sevinçle   oyuna  devam etmek üzere  kendimizi   tekrar  sokağa attık.  Arkadaşım    oyun başlamadan bana  yaklaştı ve     fısıltı ile “ ben  durdurdum onu “  dedi. Oyun   sonuna   kadar  bu  sözleri  pek   düşünmedim  , ama  bir yandan  yorgun vücutlarımızı  duvara   yaslayıp  dinlendirirken ,   öte yandan annelerimizin  cebimize  sıkıştırdığı  tülbentleri   ensemizden  sırtımıza   doğru  itelerken ,  dayanamadım ,  sordum.-Sen  yağmuru  durdurduğunu mu söylüyorsun?--Evet, bir  ara     ayrıldım ya   yanınızdan  , işte  o zaman ,    başardım bunu.Ona  inanmaz  göründüm ama  o   yaptığı işten  o kadar  emin  görünüyordu ki. Kaldı ki o  geri geldikten  biraz sonra  yağmurun  durduğu  hepimiz  tarafından  görülmüştü.O  zaman  bu işi  nasıl    becerdiğini  bana da anlat!Arkadaşım  anlatmak istemedi önce  . Fakat daha  sonra   ya benim   ikna  yeteneğim ya da   tehditlerim  sonucu bana  yöntemini anlattı. Ben  sevinçle  bu    öğrendiğimi ilerde  uygulamayı  hayal ederken,   o ,  acı  haberi  patlattı yüzüme .-Ancak  sen  bunu başaramazsın ?-Niçin başaramayacak mışım ?-Çünkü  işin sırrı bu  ; yöntemi kendinin bulması ve uygulaması gerekir. Eğer  sen bunu kendin  bulsaydın  ,  ilerde bu yöntemi kullanır  ve yağmuru durdurabilirdin . Ama  sen   çok  ısrar ettiğin  için  sana  anlatmak zorunda  kaldım.&lt;br /&gt;Çocukluğumda  yaşadığım bu  olayı bir de günlük hayatımız için düşünelim.Yönetim  guruları    iş hayatında  nasıl başarılı olacağınızı anlatıyorlar, kişisel gelişim  uzmanları   kendinizi  geliştirmek için  öneriler sunuyorlar çocuğunuzu    daha iyi  anlamak ve yetiştirmek için   istemediğiniz  kadar kitap size  kucak açıyor,  pazarlama   yöneticileri kendi  yöntemlerini anlatıyor , her alanda  başarı  öykülerini dinliyorsunuz . Ee   sonra  ne oluyor ?Verilen   reçeteyi  hangi eczahanede   okutacaksınız? Tabletleri   yemekten önce mi sonra mı yutacaksınız?Milattan önce  580  - 504 yılları  arasında  Güney İtalya ‘da yaşayan  ,  çoğumuzun kenarları 3, 4, 5  birimli   “dik üçgen” den kolaylıkla  hatırlayacağı  Pisagor   din , ahlak ve  siyaset  öğrettiği bir  okul  kurmuştu. Bu  okulda   öğretilen bilimlerin  tümüne  mathematalar   deniyordu . Bugün bildiğimiz  matematik  sözcüğü buradan  türetilmiştir  ve  insan  bilgisinin tümünü kuşatan  anlamına  gelir.  İşte usta  öğretmenin bu   , kabul edilmesi çok zor  olan okulunda   öğrencilere ilk derecede  hemen  hiç bir  şey öğretilmemektedir. Sır,  söylenmemiştir. Oysa  öğrenciler bu sırra  kendiliklerinden   varabilecek  şekilde  hazırlanmaktadırlar. Buna  benzer bir  öğretiyi  başka bir  yerde ,  kendi  vatanımızda da   görmekteyiz  , Pisagordan yıllar sonra. Tasavvuf ( eski yunanca  sophos= bilgi ‘ den   gelmektedir )  tarikatlarında  da   sırrın   ,  çeşitli  kademelerde   yıllar  tüketildikten  sonra  öğrenci tarafından  bulunması   istenmektedir. Bugün bambaşka bir anlamda kullandığımız  zina  sözcüğü  Batıni tarikatında ,   tarikat sırrını ifşa etmek anlamında kullanılıyordu. Öte yandan eski    ustaların   işin püf noktasını   çıraklarına  öğretmediği anlatılır , bunu işi  elinden alınmasın diye  yaptığı  söylenir , ama belki  deneyimli ustalar   çıraklarına  yılların   içinden süzülüp gelen bir  öğretiyi  aktarmak istiyorlardı sessizce.Sevgilinizi  nasıl  ikna edeceğinizi,   amirinize  isteklerinizi  nasıl kabul ettireceğinizi , eşinizle  uzun süreli anlaşmayı nasıl başaracağınızı,   müşterinize  malınızı satın almayı  nasıl   kabul ettireceğinizi   başarmanın sırlarını   öğrenmek,  ya da  ne  Dante   ne  Cahit   Sıtkı    yetmiş  yaşında  ölmediğine  göre  neden   otuz beş yaşın  yolun   yarısı ettiğini   bulmak,       Pisagor’un  öğrettiklerinden ve   tarikatlarda  öğretilenlerden daha   basit  olmalı. Ama  bilmemiz gereken  nokta  , hiç  bir kimsenin  bize  sırrı vermeyecek  olması , verse de  onu biz  kendi  süzgecimizden geçirip  kendimize özgü   çözümler bulmadıkça, istediğimiz şekilde,   başaramayacağımız..Biz , ihtiyacımız olan bilgiyi  kendimiz arayıp bulacağız ,  uygulayacağız ve  öğreneceğiz  , o zaman  onların değerini daha iyi anlayacağız. Zamanı gelip  biz de  kendi bildiğimiz   gerçekleri  bir başkasına anlatırken  bu  öğrendiklerimize  dikkat edeceğiz. Tıpkı birisinin  yağmuru  durdurmanın  yöntemini bulması gerektiği gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-8263356446518513167?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/8263356446518513167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=8263356446518513167' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/8263356446518513167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/8263356446518513167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/06/yamuru-durdurabilir-misin.html' title='YAĞMURU DURDURABİLİR MİSİN?'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-2633604789975278535</id><published>2008-06-15T08:18:00.002-07:00</published><updated>2008-06-15T08:19:52.943-07:00</updated><title type='text'>SİZ DÜNYANIN EŞSİZ BİR MUCİZESİSİNİZ</title><content type='html'>Hiç kimsenin  zihni bir birine benzemez. Dünyada yaşayan ve geçmişte yaşamış olan insanların  hepsi tektir, eşsizdir.  Başlangıçta biyolojik olarak bir olsa da yukarıda sözü geçtiği şekilde hücreler arası ilişkilerin herkes için farklılığı nedeniyle her insanın   beyin  hücresinin içindeki ana dalı ,  kolları ve küçük  dalları yani zihnin özeli tümüyle farklıdır. Bu tespit size  yeni bir  bakış açısı kazandırmaldır. Bu gerçekten hareketle  artık  insanların  niçin sizin gibi düşünmediğini daha iyi anlarsınız. Artık fikir ve yöntem farklılığını görünce hayrete düşmez ve şaşırmazsınız.Asıl anormal olanın başka birinin tam sizin  gibi düşünmesi ve hep sizinle  hem fikir olmasıdır. Evet  hiç kimse  sizin gibi düşünemez , hiç kimse  sizin gibi gitar  çalamaz, hiç kimse sizin gibi yemek yapamaz, hiç kimse sizin gibi yönetemez. Hiç kimsenin çocuğu sizin çocuğunuza benzeyemez. Bütün bunların  tek bir nedeni vardır:  siz dünyanın eşsiz bir mucizesisiniz. Bu  iyi bir haber değil mi? Ama bir de kötü haber (!) var: Dünyada 6 milyar daha eşsiz mucize bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  BİLİNÇ NEDİR?&lt;br /&gt;Farkındalık,haberdarlık hali.  Zaman,yer ve kendinden haberdar olma.&lt;br /&gt;Bir satın alma işlemi sırasında ne yaparsınız? Alacağınız  eşyanın özelliklerini düşünürsünüz.  Sonra  birkaç yer gezer ve  fiyatalara bakarsınız  daha sonra karar verir ve satın  alırsınız. Veya yolda  yürüken  önünüze  sivri bir taş çıkar ona basmamak için  sağa  veya sola atlarsınız. Bunlar bilinçli olarak  yaptığımız hareketlerdir. Veriler  gelir ve biz karar veririz. Bilinçli hareket edebilmek için mutlaka  başka verilere de ihtiyaç vardır.  Sivri taşın ayağınızı  acıtacağını nereden bilirsiniz? Bunu  veya benzer bir  olayı önceden yaşamışsınızdır  o nedenle bu veriyi de kullanırsınız.  Bu veriler bilinçaltımızda depolanır bilinç ihtyacı olduğu zaman onu çağırır   ve yol gösterir ama  nihai karar  yine de bilinçtedir. Yani isteyerek sivri taşa basabilrisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİLİNÇALTI  veya  BİLİNÇDIŞI:  burada  ise  tüm hafızamız  , yaşadıklarımız,  duygularımız  eski yargılarımız  alışkanlıklarımız   depolanmıştır.&lt;br /&gt; Burada    daha da  fazladan  bir  takım   programlar vardır. zihnin çalışması  sırasında anlatılan doğrultuda zihnimizin içinde düşünce kalıpları veya  programlar oluşur. Doğduğumuzdan bu yana   bize anlatılan  hikayeler , yargılar buradadır.    Ebeveynlerimiz  tarafından anlatılanlar,  komşularımızın  söyledikleri,   okulda   öğretmenlerimizin söyledikleri de buradadır. Daha sonra  toplumdan gelen  yargılar programlar  buraya  doluşur. Tuttuğunuz   takımın  size yükledikleri,  parti  liderlerinin   fikir ve yargıları  bilinçaltınıza  doluşur.&lt;br /&gt;Ne yani ben  neciyim?  diye  sorduğunuzu  duyar gibiyim. Bu programlar bizim  düşünce yapılarımızı oluşturur. Birkaç olaydan   yola çıkarak bir kişi hakkında  kolayca yargıya varırız. Eğer bir kişinin daha önce  yaptığı bir eylemden ötürü başarısız  olduğunu görmüşsek onun yeni önerilerini de  pek incelemeden kolay yola  kaçarız  ve  düşünce  kalıbımıza bağlı olarak  onun önerilerinde olumlu bir yön bulunmayacağını  düşünürüz. Bir kere düşünce yapısını oluşturduğumuzda  daha sonra bu  yapıyı sağlamlaştıracak tuğlaları  bulup çıkartmak zor olmaz. Daha sonra bu kararımızı  doğrulayacak yığınla savı bulup çıkarır bilinçaltımız  veri haznesinden. Yani  içinde bulunan  birçok veri içinden yalnız bizim  düşünce yapımızı  doğrulayacak  verileri bulup çıkartır zihnimiz ve diğer verileri eleme işlemine tabi tutar.&lt;br /&gt;Siz bilinçli olarak bu programları görebiliyorsanız ne ala , kendi hedefinize ulaşmak için hangi programlara  ihtiyacınız olduğunu   saptar   diğerlerini silersiniz  zayıflatırsınız veya  en azından o   programları kullanmazsınız. Çünkü onlar   zararlıdır  çünkü onlar sizi hedefinize  ulaştırmayacaktır  , o zaman   niye kullanasınız  ki?&lt;br /&gt;Özetle   iş hayatında ve özel hayatımızda mutluluk ve başarılarımızın derecesi düşünce yapılarına  yani  zihnimizin içindeki programlara da  bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-2633604789975278535?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/2633604789975278535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=2633604789975278535' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/2633604789975278535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/2633604789975278535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/06/siz-dnyanin-esiz-bir-mucizesisiniz.html' title='SİZ DÜNYANIN EŞSİZ BİR MUCİZESİSİNİZ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-2885263280247965766</id><published>2008-06-15T08:18:00.001-07:00</published><updated>2008-06-15T08:18:27.392-07:00</updated><title type='text'>BEYNİMİZ DEVAM</title><content type='html'>1981 yılındaki çalışmasıyla  Nobel ödülü alan Prof. Sperry beynin sol ve sağ  tarafının değişik işlevler üstlendiğini ortaya çıkartmıştır. Beynimizin  sol tarafı daha çok sayılar,  listeler, mantıksal önermeler,sözcükler ve ayrıntılar  üzerinde  çalışmaktdır. Beynimizin sağ tarafı ise resimler,  renkler,  üç boyutlu mekan, hayal gücü ve ritmik hareketler üzerinde yetkindir. Eğitim sistemimizde genellikle  beynimizin sol tarafı  üzerinde  durulmaktadır.   Oysa  gerçekten  iyi sonuçlar beynin her iki tarafını da kullanarak ortaya çıkartılan sonuçlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZİHNiN ÇALIŞMASI  NASIL  GERÇEKLEŞİYOR?&lt;br /&gt;Biz yaşadıkça ve deneyim elde ettikçe yeni düşünceler üretiriz ,yeni düşünceler hücreler arasında yeni bağlar ve zihnimizde yeni yollar demektir. Zihin  sinerjik olarak çalışır yani bir artı bir iki değil  daha çok eder, çünkü sinapslar  vasıtası  ile trilyonlarca bağlantı  ve ilişki söz konusudur.&lt;br /&gt;Biz  aynı şeyleri düşündükçe sinir hücreleri arasındaki yollar   tekrardan dolayı genişler ve aynı yollar örneği gibi  kolay hareket ederiz . yani kolay hatırlarız, çabuk hatırlarız. Beynimizdeki  gerilim farklılıklarını ölçmek  artık mümkündür. Duygusal durumlarda  ,  korku  nedeniyle , aşırı sevinme  gibi durumlarda beyin aktivitesi artar. Bu gibi durumlarda   sözü  geçen  farklı ileticiler ( NT) üretilir. Bugün  bir çok NT çeşidi bilinmektedir. Bu ileti taşıyıcıların miktarlarında  her değişiklik kendini hastalıklı davranış ,dengesizlik, unutkanlık , keyifsizlik, saldırganlık ve depresyon şeklinde dışa vurur. İnsanlar  düşündükçe  aklını  kullandıkça , matematik    problemi  , bulmaca  çözdükçe  beyin  hücrelerinin yolları açılır,  otoban gibi olur.   Okuduğumuz her  kitap ,  ziyaret ettiğimiz   her müze , çalmayı öğrendiğimiz her nota düşünce  hatlarımızı  genişletir. Herhangi bir toplantıya gittiniz ve anlatılanları  daha önce bildiğinizi düşünüyorsunuz sonra  da “ aman  niye geldim ki buraya , benim için  zaman kaybı oldu “ diyeiçinizden geçriyorsanız  doğru düşünmüyorsunuz. Çünkü zihnin çalışma ilkelerine göre ikinci kez de duymuş olsanız  hücreler arasındaki hareketi  artırtıdınız    ve varolan bilgilerinizin üstüne eklediklerinizle yeni fikirler mutlaka yeni çağrışımlar doğuracak ve  hiç beklemediğiniz bir yerde  müthiş bir fikir olarak  aklınıza gelecektir. Sosyal ve zihinsel faaliyetlerini sürdüren insanlar sürekli olarak  beyinlerini genç tutarlar  .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hücreler arası bioelektrik faaliyette bulunan  ileticileri  etkilememiz mümkündür. &lt;br /&gt;Biz  beynimizi    çalıştırdıkça , biz olumlu düşüncelerle hayata  baktıkça   ileticiler  diğer   hücrelere bunu iletir. Bizim  düşüncelerimiz   giderek  sağlımızı ,ruh  halimizi  etkiler. Yüz yıllardır insanların, düşünürlerin söylediği şeyler  artık kanıtlanmaktadır.  Beyin bir  bahçedir. Bu bahçeye   ektiğiniz düşünce neyse  sonuç ta o olacaktır. Mısır ekerseniz mısır biçersiniz , ısırgan otu  ekerseniz  ısırgan otu biçersiniz.. Bu , kolayca anlaşılan ve” tabi öyledir  “ denilecek bir önermedir. Doğru olduğunu  kabul ederiz ama  yine de  uygulamada  zorlanırız.  Olumlu düşünme  konusunda artık kanıtlanan bu   varsayımların  ötesi de vardır.  Yine eski zamanlardan beri söylenen  ikinci varsayım da  gerçektir:İnsanın  dış  dünyasında olanlar   mutlaka  kendi iç dünyasına bağlıdır. Yani siz  ne düşünürseniz , neye inanırsanız  o sizin gerçeğiniz olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-2885263280247965766?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/2885263280247965766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=2885263280247965766' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/2885263280247965766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/2885263280247965766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/06/beynimiz-devam.html' title='BEYNİMİZ DEVAM'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-5988471064515075742</id><published>2008-06-15T08:17:00.001-07:00</published><updated>2008-06-15T08:17:42.352-07:00</updated><title type='text'>BEYNİMİZİN İÇİ</title><content type='html'>BEYNİMİZİN İÇİNDE NELER OLUYOR?&lt;br /&gt;Yaklaşık 1,5 kilogram ağırlığında olan beyin çok düşük bir elektrik gerilimi ile çalışır. Doğduğumuz zaman beynimiz 500 gram civarındadır. Elimiz, kolumuz   gibi beynimiz büyümez ama  ağırlaşır .Bunun nedeni  büyürken yeni  şeyler görmemiz   düşünmemizdir. Beyin hakkında yapılan araştırmalar  son yıllarda  hızlı bir şekilde artmıştır. Yapılan araştırmaların sonuçları bir çok yayın organında halka sunulmaktadır. Beynimizin içinde10 milyarı aşkın nöron  yani  sinir hücresi bulunmaktadır. Beyin hücreleri  tahmin edildiği gibi veya yanlış olarak yaygınlaştığı gibi   yaşlandıkça  azalmazlar. Bu hücreyi bir  ağaca benzetebiliriz. Bu  ağaçtan bir çok dal ayrılır, bu dallara dendritler adı verilir. İşte insanlar büyürken bu dendrit sayısı artar bu nedenle beynimizin  ağırlığı  da artar. Dendritler de tekrar   küçük dallar  şeklinde yayılır.Axon  adı verilen  ana  dal, hücre çekirdeği ile dendritler arasındaki bağı sağlar. Axon ve  dendrit  üstünde  bulunan  bağlantı uçlarının içinde kimyasal  aracılar  yani NT  (nörotransmitter) ler bulunmaktadır. Sinirler arasında elemanlar birlikte çalışırlar. Düşünme eylemi olduğu zaman bir sinyal  aktarılıyor demektir. Bu da  hücreler arasında bir bilgi alışverişi olduğunu gösterir.Sinaps adı verilen  hücreler arasındaki bu bağ, bilgi yollarını oluşturur. Bir insan aynı anda iki insanla konuşurken zorlanır. Üç veya dört insanla aynı anda konuşmayı tahayyül bile edemeyiz , ama bir hücre aynı anda 200.000 ( kimi kaynaklar 500.000 diye belirtiyor) hücreyle bligi alışverişinde bulunabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-5988471064515075742?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/5988471064515075742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=5988471064515075742' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/5988471064515075742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/5988471064515075742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/06/beynimizin-ii.html' title='BEYNİMİZİN İÇİ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-8117448874989548033</id><published>2008-06-15T08:15:00.000-07:00</published><updated>2008-06-15T08:16:59.042-07:00</updated><title type='text'>ZİHİN</title><content type='html'>EN  DEĞERLİ   HAZİNEMİZ ZİHİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Tüm düşüncelerin bulunduğu,düşünce işlemlerinin yapıldığı, algıların alındığı ve işlendiği,duyguların, alışkanlıkların, hafızanın şartlanmaların bulunduğu yer zihindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evimize bir müzik seti veya bir  fotoğraf makinesi aldığınız zaman  ne yaparsınız?  İlk iş olarak  bu cihazın bir el kitabı vardır  açıp onu  okuruz , hatta çalışırız, çünkü biriktirdiğimiz para ile satın aldığımız bu aletten  en iyi şekilde yararlanmak isteriz. Tüm özelliklerinden  haberdar olup bunları kullanmak isteriz. Ama   hep yanımızda  olan ve   bize  Allah vergisi olan vücudumuzla ilgili bir kullanma   kitabı bize verilmemiştir. Okullarımızda da  onun biyolojik özellikleri ders olarak okutulur ama  nasıl kullanacağımızı  pek bilemeyiz.   Bildiğimizi  zannederiz. Birisine  sorarsanız  bildiğini söyler. Hepimiz  biliyoruz deriz.  Ne bildiğimiz  meçhuldür. Bu konuda bir şeyler okuyup öğrenmeye başlayınca  insan ne kadar az şey bildiğini  hatta hiçbir şey bilmediğini görüyor. Bunu ancak kendinize  itiraf edebilirsiniz. Aslında başkasına da  açıklamanızda bir sakınca  yoktur. Karşınızdaki de büyük bir olasılıkla bir  şey bilmiyordur.Saklıyorsa  hemen anlarsınız. Saklamıyorsa  konuya  girip   yeni bir şeyler öğrenmenin zamanı geldiğine birlikte  karar verirsiniz.&lt;br /&gt;  Muazzam bir  makine olan vücudumuzun komuta merkezi  beyin   hakkında  ne biliyoruz? Beynimizin  özel bir  kullanma  talimatı var mı? Maalesef  yok. Olmadığı  gibi onun hakkında bildiklerimiz de çok sınırlı. İnsanlar bin yıllardır “ kendini tanı”   diye bilgece söylemleri  duyduğu halde bu  öneriyi pek ciddiye almıyor. Elimizde olan bu değeri  var  kabul  ediyoruz ve  kullanıyoruz. Cömertçe. Kullanmaktan  daha fazlasını beceriyor , belki de harcıyoruz. Bozuk  paraları ,düğünde sağa sola saçılan bozuk  paraları harcadığımız gibi. Hızla kullanıyoruz. Vücudumuza olur olmaz  şekilde yükleniyor( içki içiyor,  bilgisizce yiyor, hareket etmiyor  vb),beynimize  eziyet ediyoruz.(   kuruntu ,vesvese üzüntü   stres vb).    Midenize bolca kola ve cips sokarsanız  rahatsız olursunuz,bunu bilip te yapanlar  hala vardır değili mi? Beynimize de kola ve cipsi her gün saçma sapan Tv programları karşısında sersem sepelek oturarak  aynı muameleyi yaptığımızın farkında mısnız? Yapmıyorsanız tebrikler. Bütün bu işkencelere  rağmen bu muazzam  mekanizma  dayanıyor. Komuta merkezimiz  kendisine gelen bütün bilgileri topluyor ve bizim yaşamamız için en doğru kararları veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm insanlar yaşarken  hayattan bir şeyler isterler, bazı hedeflerine ulaşmak isterler.Mutlu ve huzurlu bir yaşam  sürdürebilmek  için istediğimiz  şeylerin başında sevgi ve iyi ilişkiler gelir. Bunun yanı sıra kazanmak  , başarılı olmak, güç sahibi olmak isteriz. Peki bunlara  nasıl  ulaşacağımızı biliyor muyuz? Acımasız öğretmen hayat  bunları bize deneme yanılma yöntemiyle öğretiyor ama belki  dersimize çalışsak ta sınava sonra girsek daha başarılı olmamız ve daha çok kazanmamız mümkün olabilir. Hangi konuyu çalışmalıyız acaba? Hayatımızı  yönlendiren ve yaşadığımız süre içerisinde başımıza  gelen  tüm olaylar zihnimizin faaliyetleri sonucu oluşur.  Evet yanlış duymadınız, hayatımızın kontrolü zihinsel faaliyetlerimize doğrudan bağlıdır. Başarılı olmak ,  kazanmak ve mutlu olmak için zihnimizin  nasıl çalıştığını bilmek gereklidir.&lt;br /&gt; Beynimizin çalışma  şekli hakkında daha fazla şey öğrenmek ve bunları hayatta uygulamak bize hem özel hayatımızda hem de iş hayatımızda büyük gelişmeler sağlayacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-8117448874989548033?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/8117448874989548033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=8117448874989548033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/8117448874989548033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/8117448874989548033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/06/zihin.html' title='ZİHİN'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-8440957513716034859</id><published>2008-06-15T08:11:00.000-07:00</published><updated>2008-06-15T08:13:33.727-07:00</updated><title type='text'>FAİR PLAY</title><content type='html'>FAİR  PLAY&lt;br /&gt;Herkes kazanmaktan söz eder, hatta hedefini kazanmak  olarak açıklar. İşin içinde kazanan biri olunca demek ki kaybeden birileri de olmalı. Peki rekabet neresine düşüyor bu denklemin? Arkasındaki derinliği ve anlamını pek fazla sorgulamadığımız bu  konuları irdelememize yardımcı olmak üzere gelin gerçek bir olayı anımsayalım.&lt;br /&gt;O zaman daha  televizyonlar yoktu . Olsaydı bütün dünyanın göreceği ve üzerinde derin düşüncelere dalacağı bir olayı  hatırlayalım.&lt;br /&gt;Yıl 1928, yer Amsterdam; günlerden 1 Ağustos Çarşamba. Olimpiyat oyunları gerçekleşiyor. Olimpiyat’ın ana dalı  tabiiki atletizm. Atletizm yarışlarını seyretmek heyecan vericidir . Yarışların içinde en ilginci 3000 metre engelli yarışıdır. İçinde hiç bir yarışta bulunmayan sulu engel vardır. Bu yarışta hem koşulur  hem engel atlanır  hem de ıslak ayaklarla mücadele edilir. Sulu engelin arkasında bir de suyun içinde bulunduğu çukur vardır . Atletler engelin üstünden   ileri atlamaya çalışırlar, meyilli çukurun derin kısmına düşmemek için. Nurmi 1920 yılında Antwerp ‘de, 1924 ‘de Pariste Olimpiyatlarda bir çok altın madalya kazanmıştır. 1500, 5000 , 3000 kır koşusu , 10000 metre  koşuları onun altınları topladığı koşulardır.  O yıllarda Finli koşucular  çok  başarılıdır. Üçüncü olimpiyatında Nurmi 1500 metre için takıma alınmaz. Kır koşusu da olimpiyatlardan çıkarılmıştır. O da  hayatında iki kez koşacağı 3000 metre engelli yarışına katılmaya karar verir. 3000 metre engellinin ilk seçme   yarışı başlamadan önce  herkes  Nurmi’nin kazanmasını beklemektedir. Onunla bu yarışta  koşan bir kişi daha vardır. Fransız Lucien Duquesne. Duquesne yarıştan önce tanrıdan bir şeyler olmasını ister, öyle bir şey olsun ki  kendisi Nurmi’yi geçsin. Normal koşullarda  kendisinin kazanamayacağını bilen Fransız ilahi güçlerden yardım ister. Atletler mücadeleye hazırdırlar. Yarış başlar, koşucular heyecanlarını unutup koşmaya başlarlar. Fransız, efsanevi Finli ‘nin biraz önünde koşuya başlar. Nurmi hemen onun arkasında koşarken  ilk sulu engele çıkar ve düşer, suyun derin bölümüne kapaklanır. Tanrılar Duquesne ’in dileklerini  kabul etmiş midir acaba? O an Fransız’ın kafasından geçenleri bilmek mümkün değildir. Duquesne en büyük rakibinin düştüğünü görünce durur,  geri döner ve Nurmi’nin elinden tutarak onu kaldırır . Ancak koşu devam etmektedir. İkili  birlikte koşmaya  başlarlar; biraz geride  kalmışlardır ama daha yarış uzundur.  Nurmi ve Duquesne  ilerleyen metrelerde açığı kapatırlar ve diğer atletleri teker teker geçerler. Artık yarışın sonuna yaklaşılmaktadır ve iki koşucu başa baş koşmaktadırlar. Son düzlüğe girildiğinde ikisi de depara  kalkar ama efsanevi koşucu Nurmi daha güçlü bir depar  atar ve Duquesne’nin önünde  yarışın son metrelerine yaklaşır ,  Duquesne onun bu deparına cevap verememektedir, Nurmi’nin kazanacağı kesin gibidir. Nurmi bir anda yarışın başını ve rakibinin kendisine yardım ettiği anı anımsar ve hızını düşürür, çünkü Duquesne onu çukurdan kaldırmasa  onun bu yarışta burada olması mümkün olmayacaktır, kazanmak Duquesne’nin hakkıdır. Onu kaldırmak için durmasa yarışın başında açık farkla öne geçmiş olacaktı. Duquesne  rakibinin yavaşlamasıyla onu yakalar  ve tam  geçmek üzereyken  o da büyük yarışçının büyük insanlık jestini anlar; ne olursa olsun,  yarış öncesi kendisinin kazanması için Nurmi’nin bir şekilde geri kalmasını dilemiş olmasına rağmen birinciliğin Nurmi’nin hakkı olduğunu bilmektedir. Duquesne duraksar ve Nurmi’nin kendisine sunduğu  birinciliği kabul etmez. Ancak  bir iki saniye içinde olan bu olay sırasında doğa yasaları işlemektedir.  Belki de yukardan bir yerden güçlü ve gizli bir kuvvet olaya  müdahale eder.  İki atletin bedenlerindeki atalet onları finiş çizgisine iter ve  iki atlet  yarışı göğüs göğüse bitirirler , çünkü ikisi de haketmiştir birinciliği ve ikisi değer olarak  birbirlerine eşittirler.&lt;br /&gt;    Bu gerçek öyküden herkes kendine  bir ders çıkartabilir, ama ben size birkaç ipucu vermek istiyorum. İşte  üstünde biraz düşünmek üzere  size iştah açıcılar: Fair play, insani büyüklük, kazanmak; rekabet, yarış, kaybetmek, başarı.&lt;br /&gt;    Unutmamak gerekir ki  “fair  sonuç” için “fair play” ( dürüst sonuç  için dürüst oyun)  gerekir.  Kazanmak ve   başarı salt  sayılarla, istatistiklerle ölçülemez; içsel kazanım ve iç  başarının göz ardı edilmemesi gerekir , eğer iç huzuru ve kaynağı kendinde bir mutluluk istiyorsak.&lt;br /&gt; Son tahlilde “dürüst  sonucun”  olduğu  zaman ve mekanda kazanan/kaybeden kavramlarından söz etmek mümkün  değildir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fuat Yalçın&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.fuatyalcin.com/"&gt;www.fuatyalcin.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-8440957513716034859?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/8440957513716034859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=8440957513716034859' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/8440957513716034859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/8440957513716034859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/06/fair-play.html' title='FAİR PLAY'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-7511571360643800025</id><published>2008-05-16T21:52:00.000-07:00</published><updated>2008-05-16T22:07:46.280-07:00</updated><title type='text'>SATIŞ ZİRVESİ</title><content type='html'>13- 14 mayıs tarihlerinde  Maslak Sheaton Otelinde   gerçekleştirilen  satış  zirvesine konuşmacı olarak katıldım.&lt;br /&gt;Orada yaptığım  konuşmanın ana  hatlarını sizinle  paylaşmak istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜŞTERİ BİZİ GÖZETLİYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satış en   basit anlatımıyla bir kişinin sizin ürün veya hizmetinizin, talep ettiğiniz paradan daha değerli olması sonucuna varması için ona yardım etme sürecidir.&lt;br /&gt;Bugün piyasada geçerli olan temel kural karşılıklı yarar sağlama ilkesidir. Yani eski model satıcıların amiyane tabirlerle sattıklarını ifade etme biçimleri sözel yanlışlığın yanı sıra, ahlaki olarak ta doğru değildir, satış felsefesi olarak ta doğru değildir. Yani&lt;br /&gt; Satıcı için iyi olan satış işlemi alıcı için de aynı derecede iyi ve  faydalı olmalıdır.&lt;br /&gt;Müşterinin üç seçeneği vardır.&lt;br /&gt;Sizin ürününüzü veya hizmetinizi almak&lt;br /&gt;Başka birinin ürün veya hizmetini almak&lt;br /&gt;Hiçbir şey almamak&lt;br /&gt;Aslında müşterinin sizin ürününüzü alması için ikna edilmesi yeterli değildir. İkna edilmesi gereken konu eşdeğer miktarda parayla yapılabilecek en iyi seçimin sizin ürün veya hizmetiniz olduğunu göstermektir.&lt;br /&gt;Önce  herkesin yaşamakta olduğu  bir gerçeği dile getirelim: Bugün tüm şirketlerde yöneticiler ve satış temsilcileri baskı altındadırlar:&lt;br /&gt;1)    Geçen döneme göre satışlar ve karlar artırılmak zorundadır&lt;br /&gt;2)    Kaynaklar ( iK buna dahil olmak üzere) kısıtlanmaktadır&lt;br /&gt;Yukarıda gelen bu baskının dışında var olan  diğer zorlayıcı nedenleri , örneğin dünya  piyasalarındaki gelişmeler, doların sabit gidişi, doların çıkışı, ülkedeki para dönüşünün zorluğu, kapatma davası ve bunun  gibi nedenleri herkes görmektedir ama bunları üstlerinize kötü sonuçların izahı olarak sunamazsınız.&lt;br /&gt;İşin bir de tuzu  ve biberi olan rekabet var ama ona ayrıca değinmek üzere erteleyelim.&lt;br /&gt;Öte yandan konuşmamızın temel direği olan müşterilere dönmek  gerekirse, müşteri tarafında müthiş değişik bir çehre görmekteyiz.&lt;br /&gt;Biliyoruz ve görüyoruz ama umarım aynı derecede ve çabuk olarak algılıyoruz bu değişen çehreyi.&lt;br /&gt;Müşteriler bilinçlenmektedir.&lt;br /&gt;Müşteriler araştırmaktadır.&lt;br /&gt;Müşteriler bilgilidir&lt;br /&gt;Müşteriler iyi eğitim görmüşlerdir&lt;br /&gt;Bazı hallerde müşteriler bizim satış danışmanlarımızdan, müşteri temsilcilerimizden daha bilgili ve daha donanımlıdırlar.&lt;br /&gt;Bu hali gören ve görmeyen şirket yöneticileri olduğunu söyleyerek yöneticilerin neler yaptıklarına bir bakalım:&lt;br /&gt;Bazı Üst düzey yöneticileri nasıl daha iyi satış yapalım, nasıl mükemmel hizmet sunalım diye elemanlarına eğitimler vermektedirler.&lt;br /&gt;İşin ironik  bir yönü de işte tam burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü öte yanda başka yöneticiler de kendi elemanlarına satınalma  eğitimleri aldırmakta ve satıcıların tüm savlarını  nasıl geliştireceklerini öğretmektedirler. Satıcıların tüm taktikleri, 1940lardan kalma AİDAlar, SPİNLER, izinli pazarlamalar,  hatta 2400 yıl önce Sokratesin kullandığı sistemin yeni versiyonu EVET EVET taktikleri ve satış kapamaya götüren yöntemleri satın almacılar da satış elemanları kadar iyi bilmektedirler.&lt;br /&gt;Satınalmacıların ve müşterilerin bir özel durumu daha var.&lt;br /&gt;Onlar da sizin gibi çok  meşgul, işleri yığılmakta. Elaman sayıları kısıtlı. Sorumlulukları artıyor. Sabırları  her ortamda her gün sınanmakta.&lt;br /&gt;Siz gidiyorsunuz görüşmeye ama sizin gibi başkaları da sırada bekliyor veya sizden önce gitmiş oluyor.&lt;br /&gt;Bir kara mizah örneği müşteri memnuniyeti konusunda yaşanmakta.&lt;br /&gt;Hepimiz müşteri memnuniyeti için çalışmaktayız. Bunun ana  amacının da müşteri sadakati için olduğunu  biliyoruz.  Çünkü müşteri sadakati bizim işlerimizi kolaylaştıracaktır. Öte yandan  tüm satıcılar elbirliği  ile müşterileri  baştan çıkarmaya  çalışmakta ve onları  sadakatsizliğe çağırmaktadır. Yani müşterilerin en küçük avantaj için rakibe gittiğini öğreniyor ve kızıyoruz ama biz de bir  başkasının müşterisini nasıl kendimize çekeriz diye beyin fırtınaları yapıyor, oturumlar düzenliyor, çalışanlarımızı bu konuda yaratıcı olmaya zorluyoruz. Kampanyalar düzenliyor fırsatlar sunuyoruz.&lt;br /&gt;Bütün bu anlattıklarımız çerçeve koşullarını oluşturmaktadır, buna rağmen yapılacak neler vardır.&lt;br /&gt;B2B yi biliyorsunuz&lt;br /&gt;Bu satış işlemi   nasıl anlatılabilir?&lt;br /&gt;İ2İ&lt;br /&gt;Evet tüm müşteri ilişkileri” İnsandan insana” dır.&lt;br /&gt; O zaman biz  tekrar B2B ‘ye  dönemliyiz  ama  bu eskisi gibi değil.&lt;br /&gt;Yani temele dönemliyiz.&lt;br /&gt;İnsanın en temel ihtiyacı neyse  ona dönmeliyiz.&lt;br /&gt;En temel ihtiyaç Maslow’da güvenlik olarak görünüyor , bunun içinde ve piramitte yukarı doğru gittikçe ve sosyal kesişmeler ortaya çıktıkça, insanın diğer insanlara iyi ilişkilere girmesi söz konusu ve gerekli oluyor.&lt;br /&gt;İyi ilişkinin temeli ise güven duymaktır. Ancak güven duyduğunuz bir kişiyle birlikte  hareket edebilirsiniz. Bu unsur kadın-erkek, müdür-çalışan, çalışan-çalışan ve tabi  satıcı-alıcı ilişkisinde başat rol oynar. Buradan hareketle müşterinin size, ürününüze, şirketinize , markanıza, elemanlarınıza güvenini sağlamalısınız. Güven sağlamada doğa yasaları geçerlidir. Yani bana güveniniz  demekle güven olmaz,  kaslarınızın  gelişmesi veya çiçeğin büyümesi için neler  yapıyorsanız güven   dolu ilişkiyi yaratmak için de belirli bir zaman aralığı içinde doğru adımları atarak   aynı hedefe hareket etmek gereklidir.&lt;br /&gt;Eski satış öğretisi para yoksa , ihtiyaç yoksa, eylem yoksa satış yoktur der&lt;br /&gt;Yeni satış öğretisi ise tüm bunların üstüne “güven yoksa satışa başlama, çünkü karşılıklı çıkarın temeli güvendir”  der.&lt;br /&gt;NEYİ  NASIL YAPMALIYIZ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mademki müşterimiz bilgili ve bilinçli bizim ondan daha az bilgili olmamız bize destek olmayacaktır. Biz de onun kadar araştırıcı, akıllı ve bilgili olmak zorundayız.  Ürünümüzü, pazarı ayrıntıları tanımalı anlamalı algılamalıyız. Kuru kuruya ezberlemek değildir anlatmak istediğimiz ve özellikleri sırlamak katologlardan okurcasına. Önemli olan eşiz olan müşteriye ( evet o tek  ve eşsizdir) özgü faydayı anlatabilmeliyiz.&lt;br /&gt;Bunu kim mi yapmalı? İşte büyük soru burada yatıyor. Yöneticilerimizin   ve elemanlarımızın bir kısmı bunu yapıyor olabilir  ama tüm organizasyonun bu düzeyde bilinçli olması ve bu yönde harekete ediyor olması gerekir.&lt;br /&gt;Bu bize iki önemli olgunun birleştiği yeri işaret ediyor. Bilgi ve insan&lt;br /&gt;Şirket çalışanları kendisi için gerekli olan bilgilere ulaşabilmeli, verileri birbirleriyle ilişkilendirebilmeli ve bağlayım sonuca varabilmelidir. Ancak bu şekilde şirket içinde var olan bilginin değeri artar. İyi bir CRM projesi, güçlü bir CRM yazılımı ile desteklenen bir şirket felsefesi ile yürür. Aslında  CRM  projeleri bir kreleik  kampanyalar değildir. Geleceğe odaklanmış, müşterileri  elde tutmak ve şirketimize ve müşteriye fayda sağlamak üzerine kurulmuş, tüm  şirket çalışanlarınca benimsenmiş ve uygulamaya konulmuş sürekli bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm şirket çalışanları ve özellikle müşteri ile teması olan kimseler  ilk düşünceleri  yani niyetleri  temiz ve  saf olmalıdır. Yani müşteriye iyi hizmet götürmek için hazır ve niyetli olmalıdırlar. Ayrıca aynı BBG  evindeki  gibi davranmalı  yani MBG  evinde yaşıyor gibi konuşmalı düşünmeli ve davranmalıdır. Yani yıl 1984 ve büyük birader bizi izliyordur. Kameralar yok  ama insan içi kameralar bu gerçeği vurgulamaktadır. Her davranışımızda , sözümüzde hatta yanımızda  hiç kimse yokken “ya  şimdi yanımda müşterim olsaydı” diye düşünerek davranmalıyız.&lt;br /&gt;Bunu yapmak için doğal davranışlarda bulunuyor ve müşterimizin kendini iyi hissetmesini sağlıyoruz. Çünkü biliyoruz ki insanlar kendini iyi hissetlikleri zaman mutlu olurlar, kendini iyi hissettikleri insanlarla birlikte olmak isterler.&lt;br /&gt;Görüşmelerimiz sırasında odak noktamızı satışımıza değil müşterinin  kendisine ve ihtiyacına veriyoruz.&lt;br /&gt;İlişki yönetiminin  temelinde  dinleme yatar. Çok iyi dinliyoruz. Birbirlerini aşık  iki kişinin ilk görüşmelerinde birbirlerini dinledikleri gibi  müşterilerimizi dinliyoruz.  Bakın burası nefes  almak  gibi.  Yani herkes  nefes alıyor  ama  bir çoğumuz sonradan öğrendik ki doğru nefes almak diye bir şey var. Dinlemek te öyle işte. Yan bu da söylenir mi dinliyoruz  işte  deyip  geçmeyin. Bir kendi dinleme performansınızı bir başkasına sorun bakalım ne çıkacak? Şaşıracağınıza eminim.&lt;br /&gt;İşte her müşterimiz sanki milyon dolarlık bir anlaşmayı imzalayacak müşteri ile  birlikteymişsiniz gibi dinleyiniz. Ürün veya hizmetinizin özelliklerini anlatmak yerine onun hangi sorununu çözeceğinize odaklanın ve yaratacağınız  faydayı zamanı gelince söyleyin ve susun. Bu biraz zor olabilir ama susun.&lt;br /&gt;Ürünler ve hizmetler artık birbirlerine benzemektedir.&lt;br /&gt;En iyi ürün en yaratıcı kampanya hangi alanda olursa olsun kısa zamanda taklit edilebilir. Bu en  fazla birkaç  ay içinde olabilir. Her şey taklit edilir veya benzeri yaratılabilir.&lt;br /&gt;Taklit edilemeyecek tek şey sizin ürüne hizmete kattığınız ruhtur renktir candır.&lt;br /&gt;Yani İşinize sarılırken gösterdiğiniz coşkudur.&lt;br /&gt;Müşteriyi ziyaret ederken gözlerinin içine gönderdiğiniz heyecan dolu bakıştır.&lt;br /&gt;Teklifi hazırlarken harcadığınız  dikkat  ve titizlik  dolu  dakikalardır&lt;br /&gt;Projeyi gerçekleştirirken/hazırlarken kendinizden  geçip  akış  haline düşmenizdir&lt;br /&gt;Sunumunuza verdiğiniz  özendir&lt;br /&gt;Kıyafetinize ve kendinize kattığınız renktir&lt;br /&gt;Ürününüze olan katıksız inançtır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-7511571360643800025?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/7511571360643800025/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=7511571360643800025' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/7511571360643800025'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/7511571360643800025'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2008/05/sati-zirvesi.html' title='SATIŞ ZİRVESİ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-3585014559675194943</id><published>2007-07-14T07:43:00.000-07:00</published><updated>2007-07-14T07:46:43.837-07:00</updated><title type='text'>SUSUZ KÖYE SU</title><content type='html'>Ankara'da  Bala'da Aydoğan köyünde yapmış olduğumuz ziyaret hakkında  kısa bilgi vermek istiyorum.&lt;br /&gt;Nisan ayının sonlarında Karaköy Rotary kulübünden dostlarımla birlikte yaptığımız gezi sırasında , köye su götürülmesi nedeniyle  Köylülerin duyduğu minnetarlık görülmeye değerdi.&lt;br /&gt;Ankara'ya  70 km uzaklıkta bir köyde su bulunmaması ise dikkatimizi çekti.&lt;br /&gt;Belediye ile ortaklaşa yapılan bir çalışma sonucu su bulunması, su  getirilmesi ve evlerin musluklarından su akıtılması mümkün oldu.&lt;br /&gt;Bu projenin devamı  olacak , çünkü çevrede daha susuz bir kaç köy daha bulunmakta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-3585014559675194943?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/3585014559675194943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=3585014559675194943' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/3585014559675194943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/3585014559675194943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2007/07/susuz-kye-su.html' title='SUSUZ KÖYE SU'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233611215200149534.post-6129238699617779483</id><published>2007-07-14T07:31:00.000-07:00</published><updated>2007-07-14T07:38:14.890-07:00</updated><title type='text'>ANADOLU ÜNİVERSİTESİ</title><content type='html'>Nisan  ayında  Marketing klübü   davetlisi olarak  Eskişehir' deydik.&lt;br /&gt;Genç, dinamik    450 kişilik bir  dinleyici  kitlesine hitap etme  fırsatı bulduğum için çok mutlu oldum.&lt;br /&gt;Gençlerin  tüm gün süren sunumları  sabırla izlemeleri beni çok sevindirdi. Ülkemin  geleceği için  çok umutlandım. Kendini geliştirmek isteyen ve  kendine yatırım yapan  gençler mutlaka bu eylemlerinin karşılığını alacaklardır.&lt;br /&gt;Konferanstan bir gece evvel   organizasyon ekibinin genç üyeleri ile birlikte bir akşam yemeği yedik.Hepsinin gözlerinden  enerji ve başarmanın  heyecanı fışkırıyordu.&lt;br /&gt;Tüm genç kardeşlerimi kutluyorum.&lt;br /&gt;Böyle harika bir toplantı organize ettikleri için,&lt;br /&gt;Sevgiyle kalsınlar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233611215200149534-6129238699617779483?l=fuaty.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fuaty.blogspot.com/feeds/6129238699617779483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233611215200149534&amp;postID=6129238699617779483' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/6129238699617779483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233611215200149534/posts/default/6129238699617779483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fuaty.blogspot.com/2007/07/anadolu-niversitesi.html' title='ANADOLU ÜNİVERSİTESİ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_DcLSyaOkcUk/SoWVdRLH6HI/AAAAAAAAADs/qKT0kYirqlk/S220/fuat7.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
